IDSB
  • IDSB
  • IDSB
  • IDSB
  • IDSB
  • IDSB
  • IDSB
  • IDSB
  • IDSB
  • IDSB
  • IDSB
  • IDSB
  • IDSB
  • IDSB
  • IDSB
  • IDSB
  • IDSB

Eğitim Ailede Başlar Çalıştayı

"Eğitim Ailede Başlar" konulu çalıştayımız İDSB merkezinde, alanlarında uzman STK temsilcilerimizin katılımıyla gerçekleştirildi. Değişik STK ve üniversitelerden çalıştayımıza nitelikli bir katılım oldu. Sabah saat 10:00 da başlayan çalıştay gün boyu devam ederek akşam saat 18:00 da sona erdi. Çalıştay, alt başlıkların daha detaylı raporlanması için ekiplerin kurulmasıyla sona erdi. 
Aşağıda çalıştay boyunca serd edilen görüşlerden bazılarını bulabilirsiniz. Daha sonra bu alanda tam raporu sunacağız. 

Sabah bölümünde AİLENİN YENİDEN TANIMLANMASI VE EĞİTİMİN ÖNEMİ teması uzmanlarca tartışıldı. Bu minvalde bahsedilen bazı görüş ve düşünceleri paylaşıyoruz.

  • Yanlış alışkanlıklar toplumun önemli bir handikapı. Bir hadis-i şerifte; “Şu bidati terkedin dendiğinde, eyvah, sünneti terketmemi istiyorlar!” diyecekler buyurulur.
    “Def’-i mefâsid celb-i menâfi’den evlâdır; kötülükleri/bozuklukları bertaraf etmek/engellemek, menfaatleri/yararlı şeyleri elde etmekten önceliklidir.”
  • Aile bütünlüğü içinde eğitim meselesine bakmak lazım. Evliliğe bakış açısını incelememiz gerekiyor. Sadece mekân ve maddi imkânların hazırlanması yetmez, eğitim vermek lazım. Cinsel eğitim çiftlere verilmeli. Çünkü çok eksiklikler ve hatalar var.
  • Anne baba tutumları çocuğun eğitiminde çok önemlidir. Korku değil sevgi yoluyla eğitim daha önemlidir. Kişiyi dünya ve ahiret mutluluğuna ulaştırmak için dinî ve ahlaki ilkelere riayet etmek gerekir.
  • Diziler çok izlendiği için aileye yönelik diziler hazırlanabilir.
  • Akademik camia üretiyor, ama uygulama yönü de önemli, halkın anlayabileceği basit, kısa yayınlar da yapmak lazım. Kardeşlik hukuku, noksanını samimiyetle gösterip doğruya yönlendirmeyi gerektirir.
  • Anne ve babalar çocuklarını evlendirme konusunda daha çok çaba harcamalıdır. Genç yaşta boşananların yeniden evlendirilmesi de önem arz etmektedir. Anne, baba ve çocuktan oluşan bir aile çok yalnız bir ailedir. Sadece yakınları değil, komşuları tarafından da yalnız bırakılmıştır çünkü. Yalnızlaşan ailede çocuk yetiştirmek başlı başına bir sorundur. Halka halka sosyal çevre büyümelidir. Bu halkaların içinde bir bilge olmalı ki, çocuklara rol model olabilsin. Çocuğun yaşlı yakınlarıyla temas kurması onun için çok önemlidir. Batıdan ayrılan en önemli yönümüz budur. Dede, nine, hala, teyze vs. rollerinin daha çok platformlarda vurgulanması gerekir.
  • Homoseksüel evlilikler yaygınlaşıyor. Gençler artık evliliğe farklı bakıyor. Kızımız ve oğlumuz bizim gibi olmayacak. Anne babalar hayal dünyasındayız. Geriden takip ediyoruz. Âlimlerin ve akademisyenlerin bu konularda üretim yapması gerekir. Kur’an’ı çağımıza göre yorumlamıyoruz. Hz.Hatice’nin kimliği anlatılıyor, ama Hz.Muhammed’in, Hz.Ali’nin baba modeli anlatılmıyor. Kur’an, dokunduğu hayatı canlandıran bir kitap, ama biz bundan yararlanamıyoruz. Cinsiyet değiştirmenin ne kadar perişan bir hayata yol açtığını belgesel çekerek gösterebiliriz. Çalışan kadınlar lehine yapılan düzenlemelerle Avrupa’dan daha ileriye geçtik.
  • Kavvam kavramı yeniden gündeme getirilmeli. Erkek hakimiyeti ele alsın. Eğitim sorumluluğu inancımıza göre erkeğin üstünde. Ama biz hep kadına bıraktığımız için sorun oluyor. Kadının sorumluluğu artıyor, yerine getirememekten strese giriyor. 4 kitaba göre kadının konumunu inceledim.
  • Küreselleşmenin aile ve birey üzerinde çok ciddi etkileri var. Farklı kuşaklarda benlik tasarımları çok farklılaşıyor. Şimdi narsist, sosyal ortamda utangaç yeni bir nesil var. 3-5 dakikayı geçmeyen bir diyalog söz konusu. Teknoloji aileyi bireyler üzerinden organize ediyor. Adı konmamış bir krizi tartışıyoruz. Aileyi yakın bir zamanda kaybetmek üzereyiz. Çünkü ebeveyn onlar üzerinde bir yük gibi görülüyor. Eve zihinsel yorgunlukla dönen, yetemeyen babalar nedeniyle ailede boşluk meydana geliyor. Donanımı zayıflayan ebeveynler evde anlam üretemediği için, çocuklarıyla ilgili sadece akademik başarılarına yoğunlaşıyorlar. Kavvam kavramı önemli. Ama aile reisliği kavramını bazı ortamlar ironiyle karşılıyor.
  • Aile ve çocuktan önce ebeveynin eğitimini konuşmalıyız. Zira çocuk erkli bir aileyiz. Sürekli önemsenen çocuk ailenin önüne geçmektedir. Yeniden ebeveyn merkezli bir aile modeline geçmeliyiz. Uzmanlar da hep anne babayı suçladığı için zihinleri karışmakta. Zekâ üzerinden meşguliyet çocuğu mutlu ediyor, duygu ikinci planda kalıyor. Oyun sırasında adrenalin salgılıyor, mutlu oluyor. Zekâ hazzıyla ilgili bir kitap çalışmam var. Sadece zekâya indirgenmiş bir bireyle karşı karşıyayız.
  • Örnek olabilirsek çocuklarımıza en iyi eğitimi vermiş ve dönüşümün odak noktasını başlatmış olacağız. Kadınlar çok meraklı, ama erkeklerimiz donanımlar açısından yetersiz olduğu için rol model olamıyorlar. Bu yüzden erkek eğitimine önem vermeliyiz. Kızlarımız iyi eğitimli, bunlara layık aday bulamıyoruz. Eğitimlerimize 800 kıza karşılık 250 erkek öğrenci katıldı. Evin yönetimini erkeğe bırakmak kadını rahatlatır. Çok sosyal kadın gördüm, evimin kadını olmak istiyorum diyen.
  • Kavramlar belli kültürlerde oluşur, onun dışına taşıyınca anlamsızlaşıyor. Örgün, yaygın ve büyük ailenin içinde olduğu doğal eğitim var. Değişen dünyayı da kabul ediyoruz. Mimarimizde yaşlılarımıza yer ayrılmıyor, 3+1, şimdi 1+1 yapılıyor evler. Evlilik yaşı otuzu buldu. Genç evliliği teşvik etmek lazım. Şimdi hükümet 27 yaşına kadar bunu yapıyor. İmam-Hatipler çoğalıyor, onlarla ilgili projeler yapmalıyız. Hacıanneler kalmadığı için nitelikli evlilik projeleri geliştirilebilir. Her bilgiyi Batı’dan alarak uyarlamaya çalışıyoruz.
  • Ben temize çekilmiş yazılı not halinde katkımı yapmayı tercih ediyorum. Şimdilik burada kısaca iki hususa vurgu yapmakla yetineceğim.
  • Ailenin parçalanması, küçülmesi ve rol ve satülerin katı çizgilerle ayrılması; aile üyesinin biyolojik, psikolojik ve sosyal ihtiyaçlarının gitgide daha çok başka sosyal kurumlarca karşılanmaya başlaması, ailenin bir çok temel fonksiyonu bir arada icra eden nadide bir pota olma vasfını zayıflatmıştır.
  • Dengeli sağlam bir şahsiyetin inşası, sağlam bir aile potasında gerçekleşebilir. Bu potaya yönelen saldırılara karşı hikmetli duruşlar ortaya koymalı, aile potasını da çağın şartları doğrultusunda yeniden pekiştirmeliyiz. Burada sadece çocuğun değil, tüm aile üyelerinin şahsiyet eğitiminin hayat boyu devam ettiğine dikkat çekmeliyiz. Zira, aile döngüsünde belli aralıklarla yeni rol ve statüler üstleniyoruz, bunların gereğini hakkıyla yapabilmek için aile terbiyesinin de hayat boyu devam ettirmemiz gerekir.
  • Evliliklerin %96,7’si nikâhla yapılıyor, bu çok değerli bir veri. Aile Türkiye’de en sağlam ve en ciddi kurum. Ama Batı’ya yaklaşıyoruz. Aile dinin şekillendirdiği bir kurum. Nikahla ilgili ayetler çok detaylı, bu olayın evrensel ve önemli olduğunu gösteriyor.
  • Esas problem, modern kültür geleneksel yapıyı ve hiyerarşiyi parçaladı. İlişkilerimizi değer yüklü kavramlarla tanımlamıştık. Çocuğu, kadını, erkeği ayrı bir parça olarak ele alıyor. Biz bunları yine dine karşı üretilmiş Batılı kavramlar üzerinden bütünleştirmeye çalışıyoruz. Demokrasi, insan hakları, eşitlik vb. dine, kiliseye karşı geliştirilmiş kavramlar. Kendi kavramlarımıza hicret etmeliyiz. Yoksa Batılıların yaşadıklarını yaşayacağız. Zina diyemiyorsunuz, evlilik dışı birleşme diyorsunuz. İtaat deyince kölelik anlıyorlar. Modern iş yükü anneyi de babayı da öldürdü. Ev yuva olmaktan çıkıyor. Kendi adıma çok fazla iyiye gittiğimizi düşünmüyorum. Zihnimizi modern kavramlar çöplüğünden arındırmalıyız.

Çalıştayın öğleden sonraki kısmında AİLEDE EĞİTİMİN BAŞLAMASI, DEVAMI VE DİNAMİKLERİ teması detaylıca irdelendi. Bu konu üzerine sarf edilen görüş ve düşünceler şu şekildedir.

  • Nikâhın önemini, eğitimin evlilik öncesinde başlatılması gerektiğini, embriyolojik aşamada bebeğin eğitilmeye başladığını bilmek gerekir.
  • Ailelerin tutumu, çocuğun yetiştirilme tarzı onların tüm hayatını etkiliyor. Sonuna kadar çocuklarımıza sahip çıkmalıyız. Bu onlara karışmak demek değildir. Ben de eşim de ilk evlendiğimiz zaman gibi değiliz, değişiyoruz.
  • Vahiyden kopuk bir zihniyetle karşı karşıyayız. İmparatorluğun yıkılması, içimizden insanların Batı medeniyetine intisap edip bizi dönüştürmeye kalkışması büyük travma oldu bizim için. Üçüncü travma 15 Temmuz’da yaşandı. Bu travmayı rehabilite etmeliyiz. Vahyi dışlayan, sadece akla ve beş duyuya ayarlı bir eğitim anlayışı yanlış. Kaldı ki bunu da beceremiyoruz.
  • Vahye dayalı verimli bir tohumu nerelere ulaştırabildiğimize ve etkilerine bakmalıyız. Binlerce kişiye eğitim verip bir kişi çıkmamasını düşünmek lazım. Bir yerlerde bir eksiklik var. Daha samimi, daha sonuç odaklı çalışmalar yapmalı değil miyiz? Medya çok önemli. Kent şekerlerinin reklamının bizde bıraktığı etkiyle uzunca bir süre yaptığımız eğitimin bıraktığı etkiyi karşılaştırmak gerekiyor. Bir film, bir dizi, daha müşahhas bir şey yapmalıyız.
  • Malezya’da olduğu gibi evlenecek çiftlerin bir eğitimden geçmesi gerekir. Yoksa üç-beş STK’nın faaliyetiyle bu ihtiyaç karşılanamaz. Gebe bir kadının eğitimi devlet politikası olmalıdır. Sadece kendi ailemizden mesul değiliz, halkaların kuvvetlendirilmesi gerekiyor. Bu konuların müfredatlara girmesi için baskı oluşturmalıyız. İşyerinde, okullarda kreş destekli bir sistem oluşturmalıyız.
  • Çocuk anne ile babanın ortak eğitimiyle büyümeli. Eğitimde dikey değil yatay bir ilişki var. Kavvamlık da öyle. Sorumluluk ailede kabiliyetlere göre paylaşılmalı. Merhamet kadına has değil, erkekler de merhametli. Erkeklerden cesur kadınlar da var, 15 Temmuz’da gördük. UAE, AEP’i örgün eğitim müfredatına sokmak için çalışmalı. Sosyal medyada asılsız haberleri kolayca yayabiliyoruz. Fitne İslam dünyasını yakarken yaymadan önce haberleri çok iyi araştırmalıyız.
  • Anne okuldur, onu iyi yetiştirdiğinizde temiz bir toplum yetiştirmiş olursunuz. Anne büyük hocaların ilk hocasıdır.
  • Hanımlara özgü hormonlar var. Sevgiye doymamış insanlar narsist olur, siz beni sevmediniz, ben beni seveyim de görün diye meydan okuyor. Bir duvar yazısı: ‘Bir sevenim olsaydı serseri mi olurdum?’
  • Allah’ı anlama yanında insanı anlama ders olarak işlenmeli. Çünkü vahiy çerçevesinde kendisini anlamayınca insan vahyin talimatlarını da anlamıyor. Ben kimim, neyim, nelerle donatıldım? Allah, Kur’an beni nasıl tanımlıyor? Gömleğin ilk düğmesi bu.
  • Aile içi doğal eğitim projelendirilmeli, Anadolu eğitimi, organik eğitim. Müslüman gibi düşünüp başkası gibi yaşayınca hakkalyakin olmuyor. Yapmadığınızı söylüyoruz, önce kendimiz yaşayıp sonra başkasına anlatacağız.
  • İnsanlık tarihi boyunca tüm toplumlarda; üreme, ekonomik ihtiyaçları karşılama, statü sağlama, serbest zaman etkinlikleri gerçekleştirme, aile üyelerinin birbirlerini korumaları, karşılıklı sevgi, saygı, şefkat ve nezaket ortamı oluşturma ve cinsel doyum sağlama, sosyalleştirme gibi işlevleri yanında, çocukların eğitimini planlama, onlara dinî ve ahlâki değerler eğitimi verme gibi çok önemli bir işlevini konuşuyoruz. Ailede eğitim çocuğun sosyalleştirme işlevini tamamlayan bir başka işlevdir.
  • Ailenin bu işlevlerinin bir kısmı doğrudan, bir kısmı dolaylı olarak çocuğun sosyalleşmesini etkilemektedir. Dilin ve toplumsal değerlerin çocuğa öğretildiği aile potası, onun kişiliğinin şekillendiği ve toplumsal ortama uyum sağlama becerisinin kazandırıldığı emsalsiz bir sosyal kurumdur.
  • Eğitim ve öğretim faaliyetleri büyük oranda çeşitli kurumlara devredilmiş olmakla birlikte “aile terbiyesi” için yegâne alternatif, en kadim ve en kıdemli sosyal kurum olan ailenin gerçekleştirebileceği çok kıymetli bir miras olarak postmodern hayatta daha çok önem kazanmıştır. Çünkü teknik olarak çok eğitimli bireylerin aile terbiyesinden yoksun olması ziyadesiyle yaygın şekilde karşımıza çıkmaktadır.
  • İslam medeniyetinin ürettiği kavram ve kuramları güncelleyerek yeniden insanlığın dikkatine sunmalıyız. Mesela, eğip bükmeyi, öğütmeyi çağrıştıran ‘eğitim’ ve ‘öğretim’ gibi kavramlar yerine, çok daha köklü ve anlamlı olan ‘talim-terbiye, tahsil, tedrisat’ gibi kavramlarımızı kullanmamız gerekir.